Tarih 20 Ağustos 2010 Cuma, yarın akşamki büyük iftar daveti için marketten alışveriş yapmış ve ofise dönüp etleri terbiyeleyecektim ki, kapı çaldı. Saat yaklaşık olarak 21.30
Kapıyı açtım, 2 genç polis memuru geldi, “Selamün aleyküm, aleyküm selam” kısa bir sohbetten sonra ofisin ortasına kadar girdiler.
“Ulan neden geldi şimdi bunlar, biri mi şikayetçi oldu, kanunsuz birşey mi yaptık” gibi milyon tane şeyi kafamdan geçirirken memurlardan beni ferahlatan şu cümleyi sarfetti:
“Bizim ifade aldığımız bilgisayarlardan biri bozuldu, açılmıyo, müsaitsen gidip halledebilir miyiz?”
Ben içimden derin bi “ohh” çektikten sonra yanıma yedek psu alarak ekip arabalarına atladık ve var gücümüzle -adı bende saklı olan- polis merkezine gittik.
Kapıda klasik silahlı memur bizi karşıladı, “Doktor bey mi arkadaş?” sorusunu yöneltti beni getirenlere.
Bu esnada üzerimde sarı bir tişört, şort ve spor ayakkabılarım var. Memurların cevaplamasına fırsat vermeden “Hastamız nerde?” sorusunu yönelttim ayni görevliye, yukarı çıkmamı ve yönlendirileceğimi söyledi.
Tam tahmin ettiğim gibi klimaların aşırı çalışmasından dolayı voltaj dalgalanmalarına dayanamayan bir psu yanmıştı, değiştirdim, parasını aldım ve tekrar ekip otosuna bindim.
Ofisin önüne kadar biraz sohbet ettikten sonra allah’ın tuttuğumu altın etmesinden işlerimin hayırlı olmasına kadar envai çeşit duayı ve arkadaşların isimlerini aldıktan sonra ofisime geri döndüm