Her şey Poyrazlar Gölü’ne sabah 08.30 da varmamızla başladı. Göle henüz yeni adım atmıştık ki, telefonumun o saatte çalmaya pek alışık olmamasından dolayı sevimsiz bir durum olduğunu tahmin etmem güç olmadı.

Telefondaki kişi kreş müşterilerimden biri ve yaşadığı bir sıkıntı ile ilgili olarak rahatsız etmiş, binbir özür dileyerek sıkıntı yaşadığı bir hususta yardımcı olmamı istiyordu.

Karşımdaki müşteriyle bir kaç saatliğine durumu idare etmesi için anlaştığımda “kamp” ruhunu yaşatmam için çalışmalara başladık.

Önce çadırımızı kurduk, zemini yumuşatmak adına tabana önce matları, üstüne battaniyeleri serdik. Daha sonra masaya geri dönerek sucuklu yumurta için çalışmalara başladık. Gölün hemen girişindeki marketten aldığımız Trabzon ekmeğini de pakedinden çıkardıktan sonra herşey hazırdı.

Demlenmiş çayımızı sonbaharın belki de son güneşli bir cumartesi gününde yudumlayarak sucuklu yumurta ve sarelleden oluşan kahvaltımızı etmeye başladık. (Bu cümle bozuk mu oldu biraz?)

Günün geri kalanını poker oynayarak, balık tutarak ve fotoğraf çekerek geçirdik. Ormanın derinliklerinde yürüyüşe çıktığımızda yere devrilmiş 10-12 metrelik meşe ağaçlarını gördüğümüzde çocuklar gibi sevindik. Önceleri üstüne oturarak, kanırtarak kırmaya ve parçalamaya çalıştığımız ağaçları daha sonra bulduğumuz bir balta yardımıyla kesmeye ve kamp alanına taşımaya başladık.

Kamp ateşi ve kendi mangalımız için yeterince kesilmiş ağaç taşıdıktan sonra akşam yemeği için hazırlıklara başladık, 1 akşam önceden hazırlamış olduğumuz tavuk şişleri mangalımıza dizdik, karalahna eşliğinde afiyetle yedik.

Akşam kamp ateşinin etrafına dizilerek sohbet etmemizin ardından herkes bir bir çadırlarına dağıldı. İlk uyuyan ben oldum 23.00 sularında, 1-2 saat sonra da diğer arkadaşların çadıra girmesiyle ekibi tamamladık.

Pazar sabahı 9 gibi yağmur sandığımız bir hava ve sis eşliğinde uyandık. Gölün üzerindeki sis tabakası ortama ayrı bir güzellik katmış ve fotoğraflanmayı bekler gibiydi.

Kahvaltı için yine hazırlık yapıldı, yine sucuklar doğrandı, yumurtalar kırıldı, çaylar demlendi.

Kahvaltının ardından önceki sabah telefon eden müşterimin işini halletmek üzere bilgisayarımı açtım. Daha önceden hazırlamış olduğum bir sorguyu değiştirmek üzere beynimde firtinalar estirirken gruptan bir arkadaşın tam karşıma gelerek “Poyrazlar Gölü deyince aklınıza ne geliyor?” sorusuyla irkildim.

Kafamdan o an geçen tek şey “else if kullanımından sonra döngüyü nasıl sonlandırmam gerektiği” idi. Bana soru soruldugunda bir kaç saniye sadece yüzüne bakarak aynen bu düşündüklerimi seri bir şekilde aktarabilsem bu kadar komik duruma düşülmeyecekti belki de…

Öte yandan söyleyeceklerimin kimse için birşey ifade etmemesi riski üzerine “bu adam ne demiş, anlayanınız var mı, deli midir nedir?” sorularının da beklentisi içinde olduğumdan etrafa göz gezdirerek kampla ilgili bir materyal arayışına giriştim, yaklasik 5-6 saniye kadar.

Etrafta baltadan çadıra, mangaldan oltaya, kütükten palamuta kadar onlarca şey olmasına rağmen ağzımdan o sihirli kelime bir türlü çıkmak bilmedi, belki de aklım hala o “else if sorgusu”nda kaldığı için karşımda dikilip duran kamerada o şahane sahnenin yaratılmasını sağladım.

Ağzimdan çıkan tek şey “aklıma hiçbirşey gelmiyor” oldu, ve emin olun o siralarda birilerinin gelip beni kurtarmasını bekledim acınacak gözlerle, kameracı arkadaş da bir türlü pes etmediği için o saniyeler bana saatler gibi geldi.   “Cevap yok olarak kabul ediyorum” deyip kamerayi indirip sirtini dönüp giderken derin bir “oh” çektim, işime geri döndüm.

Günü yine odun ve mangal ile geçirdikten sonra son yemeğimizi yeyip dönüş yolculuğuna geçtik. Akşam fenerle sevindik, Baros’la üzüldük.

Pazartesi oldu, facebook uyarısı geldi, “arkadaşınız sizi bir videoda etiketledi” diye. Ve o an dünyamın karardığı an idi.

2 seçenek vardi:

1. Ya gerçekten kızdığımı gösterecek ve ortamın gerilmesini sağlayıp o sahneyi sildirip grupta antipatik bir insan olarak bilinecek ve muhtemelen hiçbir bus etkinliğine katılmayacaktım.

2. Bu sahnelerin sorumlusunun tamamen ben olduğumu kabul edip kendimle de alay ederek yorumların hafifletilmesini sağlayacaktım :)

İkinciyi seçtim, facebook’u püskürtmüş olsam dahi grubun kendi forumunda yine alay malzemesi oldum, ama yapacak birşey yok, “kendim ettim kendim buldum” durumu hakim ne yazık ki :)

Video nerede diye sormayın, arayan bulur :)