




















2Ekim 2011 Ankara Atli Spor Kulubu
Dayi,
Butun aile Ankara’da, bizim evdeyiz. Yarinki dugun oncesi yemekteyiz.
Sen nerdesin?
Malumunuz, 1.5 sene Kızıltoprak’ta hizmet veren dükkanımızı Minibüs Caddesi’ne, tam Göztepe SSK Müdürlüğü’nün karşısına taşıdık.
Gün içinde kimlik fotokopisi çektirmek, ssk hizmet dökümü almak için bir yiğin insan uğruyor. Yine böyle yoğun günlerden birinde içeri bir vatandaş girer, kimliğini uzatir ve der ki:
“Hocam ben karşıdan sskdan geliyorum, bağkur yapılandırması yaptım, bi kontrol edebilir misin hizmet açılmış mı?”
Bi 4-5 saniye duraklamanın ardından adama sorarım: “Tamam hocam bakalım da, nereden bakacağız?”
Adamdan şaşırtıcı cevap gecikmez: “Ya siz bi ilaç yazıyo gibi yapın, eğer sistem onaylarsa açılmış demektir.”
Mesele anlaşılmıştır: Adam kırmızı dükkanı görür görmez tabelaya bakmadan içeri dalar, çünkü eczane zannetmiştir. Kendisine en yakın eczane tarif edilir ve dükkandan gönderilir.
Hayat çok güzel
İlkokula annemin öğretmen olduğu T.E.D. Ankara Koleji’nde başlamama karar vermiştik, o zamanlar öğretmenler için açıktan kontenjan olmadığı için tüm öğrenci adaylarının girmesi gereken sınava girmek zorunda olduğum için tüm küçük adaylarla birlikte okulun yolunu tutmuştum.
Annem akşamdan sınav takımımı hazırlamıştı, silgiler, kırmızı kalemler, normal kalemler, su, şeker vs.
Sınavda annemin bana aldığı tüm kalemlerin uçlarını kırmayı başardığım için sınavı başaramamış ve büyüdüğüm mahallenin okuluna kayıt yaptırmıştık.
İlk 3 seneyi İltekin İlkokulu’nda okuduktan sonra T.E.D. Ankara Koleji öğretmenleri için açıktan kontenjan hakkı getirildi ve ben de okula kayıt yaptırdım.
Ancak bir sorun vardı, çünkü T.E.D. Ankara Koleji’nde ingilizce eğitimi 2. sınıfta başlıyor ve ben 4. sınıfa kadar hiçbir şekilde ingilizce eğitimi almamıştım.
Yönetimle yapılan mücadele sonunda T.E.D. Ankara Koleji İlkokulu’nda bulunacağım 4. ve 5. sınıflar için ingilizce derslerinden muaf tutuldum.
İngilizce dersleri olacağı zaman ya dersten çıkıp koridorlarda geziyor, ya da bahçeye çıkıyordum. Benimle aynı kaderi paylaşan Özge ile bu “bahçede ve koridorda gezme durumu” yeteri kadar can sıkıcı olmaya başlayınca İngilizce derslerine girip de ders dinlememeye karar vermiştim.
Bir süre sonra ders dinlememek de sıkıcı olunca ders dinlemeye ancak sınavlara katılmamaya karar verdim. Ve tahmin ettiğiniz gibi bir süre sonra hiçbir değeri olmayacağını bildiğim halde sınavlara da girdim.
İngilizce sınavlarında soru kağıdında genelde 2 paragraflık bir yazı olur ve altında yine ingilizce olarak sorular yer alırdı. Paragrafın en üstünde de “Glossary” yazan bir bölüm olur ve burada bize yabancı olan kelimelerin türkçe karşılıkları verilirdi.
Ben yine bu girmemem gereken ingilizce sınavlarından birinde Glossary kelimesini görüp öğretmeni çağırdım ve ona aynen şunu ilettim:
“Öğretmenim burada glossary kelimesinin türkçe karşılığı yok”
Öğretmen de bana “Glossary zaten sözlük demek” deyip beni bir güzel yerin altına sokmuştu. O gün karar vermiştim ingilizce sinavına bir daha girmeyeceğime.
Böyle işte…
Bayramda benim gibi İstanbul’da kalmak istemeyen bir kaç kişi ile Saroz Erikli ya da Kömür Limanı’na gidiyoruz.
Kömür Limanı’na daha çok scubacılar (tüple dalanlara verilen isim) gittiği için zıpkınla balık avına pek elverişli değil. Bunun yerine Erikli daha uygun gibi. Erikli’de bol bol akya ve levrek/kefale rastlamak mümkün olacak sanıyorum.
Su sıcaklığı önümüzdeki 2 haftada ne kadar değişir bilmiyorum ama çadırda konaklamak için uyku tulumu gerekebilir, geceleri soğuk olur zannediyorum.
Detaylar önümüzdeki günlerde netleşir.
8 Eylül 2010′da Saroz’da görüşmek üzere…
Tarih 20 Ağustos 2010 Cuma, yarın akşamki büyük iftar daveti için marketten alışveriş yapmış ve ofise dönüp etleri terbiyeleyecektim ki, kapı çaldı. Saat yaklaşık olarak 21.30
Kapıyı açtım, 2 genç polis memuru geldi, “Selamün aleyküm, aleyküm selam” kısa bir sohbetten sonra ofisin ortasına kadar girdiler.
“Ulan neden geldi şimdi bunlar, biri mi şikayetçi oldu, kanunsuz birşey mi yaptık” gibi milyon tane şeyi kafamdan geçirirken memurlardan beni ferahlatan şu cümleyi sarfetti:
“Bizim ifade aldığımız bilgisayarlardan biri bozuldu, açılmıyo, müsaitsen gidip halledebilir miyiz?”
Ben içimden derin bi “ohh” çektikten sonra yanıma yedek psu alarak ekip arabalarına atladık ve var gücümüzle -adı bende saklı olan- polis merkezine gittik.
Kapıda klasik silahlı memur bizi karşıladı, “Doktor bey mi arkadaş?” sorusunu yöneltti beni getirenlere.
Bu esnada üzerimde sarı bir tişört, şort ve spor ayakkabılarım var. Memurların cevaplamasına fırsat vermeden “Hastamız nerde?” sorusunu yönelttim ayni görevliye, yukarı çıkmamı ve yönlendirileceğimi söyledi.
Tam tahmin ettiğim gibi klimaların aşırı çalışmasından dolayı voltaj dalgalanmalarına dayanamayan bir psu yanmıştı, değiştirdim, parasını aldım ve tekrar ekip otosuna bindim.
Ofisin önüne kadar biraz sohbet ettikten sonra allah’ın tuttuğumu altın etmesinden işlerimin hayırlı olmasına kadar envai çeşit duayı ve arkadaşların isimlerini aldıktan sonra ofisime geri döndüm
Olur da bir gün benim gibi yılan balığı yakalarsanız, balığı mundar etmeden önce bu yazıyı okuyun.
Yılan balığı et yoğunluğu açısından “löp et” olarak adlandırılabilir. Ancak dış derisi oldukça sert ve lezzetsiz olduğu için balıktan ayrılması gerekir.
Balığın kafasını ve kuyruğunu bıçakla kestikten sonra, baş kısmının karın tarafından 2-3 cm lik bir yarık açılarak deriyi elinizle tutabilecek hale getirmeli ve koyunun derisini yüzer gibi yüzmelisiniz.
Balık kaygan olacağı için kontrol etmekte zorlanırsanız gazete kağıdı işinizi görecektir.
Balığın derisini yüzdükten sonra sırt kısmındaki iğnemsi kılları da koparabilirseniz iyi olur.
Et biraz fazlaca olduğu için pişme süresi de uzun haliyle, yağın içerisinde 20 dakika kadar çevirerek kızartmalı ve keyfinize göre servis etmelisiniz.
Afiyet olsun.
.
Tarih 1 Temmuz 2010, zil çalar, kasayı kucaklamış bir genç kadın daha ben ağzımı açmadan bilgisayarının sıkıntısını anlatmaya başlar.
Mevcut olarak vista kurulmuş bilgisayarında son 15 gündür kilitlenmeler ve kapanmalar olduğundan şikayet eder, bilgisayarının gidici olduğunu anlayıp dosyalarını da yedeklemeyi ihmal etmez.
Kendisine windows vista’nın mallıklarından ve olmayan stabilitesinden söz edilerek, windows 7 tavsiye edilir. Kendisi de 7′nin ününü duymuş olacak ki “Evet lütfen 7 yükleyelim” der.
Windows 7 yüklenir, masaüstüne de sadece bilgisayarım kısayolu yerleştirilir. Bilenler bilir, windows 7 standart kurulumda masaüstüne sadece geri dönüşüm kutusu ikonu vardır ve diğerlerini sizin elle getirmeniz gerekir.
Bilgisayar müşteriye teslim edilir, evine gittiğinde telefon gelir ve der ki : “Bilgisayarımın masaüstünde windows logosundan başka hiçbirşey yok, nereye tiklayacağımı bile bilmiyorum.”
Gerisi:
Ben: Masaüstünde hiçbir simge yok mu?
Müşteri: Hayır yok
B: Aşağıda da mı hiçbir simge yok?
M: Aşağıda masaüstünü göster ve internet’e bağlan var.
B: Sol taraftaki yuvarlağa (Başlat düğmesi) tıklayabiliyor musunuz?
M: Evet tıklayabiliyorum.
B: Oradan istediğiniz simgeleri masaüstüne çeker misiniz?
M: Teşekkürler, bu şekilde oldu.